Home / Kültür ve Sanat / Afrika’nın incisi Namibya…

Afrika’nın incisi Namibya…

Saatler süren uzun bir yolculuktan sonra, istediğ imiz yerdeyiz; Namibya… Sabah bizi karşı- layan kuşların renkleri bile capcanlı ve alıştıklarımızdan çok farklı.

Çok erken saatte yola koyuluyoruz. Heyecanlı bir şekilde, safari yapaca- ğımız Etosha Milli Parkı’na doğru yollanıyoruz. Dört saatlik bir araba yolculuğundan sonra milli parka geliyoruz. Öncelikle su kenarına gidip buraya su içmeye gelen hayvan sürülülerini inceliyoruz. Her taraf zebra, antilop ve impala dolu. Aralarda çakal, yaban domuzu ve garip cins öküzler de görüyoruz.

Gece, hiçbir vahşi hayvan, böcek ve haşere saldırısına uğramadan çok rahat ama biraz da üşüyerek uyuduktan sonra ertesi sabah fil safarisi yaptığımız alanı ve yeri net olarak uzaktan gördük. En yakın medeniyete 2 saat uzaklıktaki bu uçsuz bucaksı z alan tüylerinizin ürpermesine neden oluyor. Çünkü biliyorsunuz ki başınıza bir şey gelse, hastalansanı z, bir yerinizi kırsanız, bir şey size saldırsa ulaşabileceğiniz en yakın Afrika standardındaki hastane 2,5 saatlik uzaklıkta. Bunun için bir çare düşünmüşler ve bizim kaldığı mız Lodge yakınına küçük bir pist açılmış ve 5 kişilik Cesna tipi bir uçak da her ihtimale karşı hazır bulundurulmaktaymış.

Kahvaltıdan sonra uzun sayılmayacak bir yoldan sonra Namibya’nın dünya mirasına alınmış olan ilk ören yeri Twyfelfontain’e geliyoruz. Burada görülmesi gereken şey kaya resimleri. Aslında oldukça iptidai görünmekle birlikte fazla sayı- da varlar. Afrika da sayıca en fazla kaya resmi buradaymış. Figürler de bu yöreye özgü tabi ki.

Öğlen yemeği saatinde Uis diye bir şehre varıyoruz. Burası eski bir kalay madeni. Namibya eski bir alman sömürgesi olduğu için tüm isimler almanca. Montis Uis isimli bir restoranda yemek yiyip bizlere taş satmak isteyen, ama hayır sözcüğ ünden de anlayan Namibyalı- lardan kurtulup yolumuza devam ediyoruz. Bir saptama, Namibya’nı n öyle çok özel bir mutfağı yok. Ama tane mısırı nerdeyse her yerde kullanmaktalar. Bir de başşehirleri Windhoek’in ismini taşıyan biraları çok lezzetli. İki saatlik bir yolun sonunda Namibya’nın Atlas Okyanusu kıyısındaki bölümüne geliyoruz. Yüksek dalgalar kıyılara vurmakta ve köpük köpük bir görüntü bırakmaktalar.

Sabah her zamanki gibi erken kalkı p okyanusa paralel 1600 km uzanan Namib çölüne giriyoruz. Namib çölü dünyanın en büyük üçüncü çölü ve en kurak olanı. Çöle hiç yağmur yağmazmış. Biz ordayken 2-3 dakika yağdı ama o da yağmur değilmiş yoğunlaşan sis bulutların sıvılarını bırakmasıymış.

Şimdi Sesriem Kanyonu’nda durup buradan 4×4 ler ile çölün 5 km içerisine girip Sossusvlei’e gideceğiz. Sossusvlei kelime anlamı ile ölükurumuş bataklık anlamına gelmekte. Ben çok heyecanlıyım çünkü dünyadaki hemen hemen tüm fotoğraf dergilerinde gördüğüm Sossusvlei’i kendi gözümle görebileceğ im. Çölde ilerleyip ölü bataklı- ğa doğru tırmanırken makro fotoğ- rafçılık açısından süper kareler yakalı yoruz. Bir sürü örümcek, akrep, kum böceği ayaklarımızın altında kaçışıyor. Ve sonunda gözümde canlandırdığımdan bile daha güzel bulduğum kareye geliyorum. Tepeden bakıp Sossusvlei’in bir sürü fotoğ rafını hiçbir açıdan kaçırmamaya çalışarak düzlüğe geliyorum. Gerçekten ölmüş batmış bir yer ama yine de hayat var. Kurumuş bir ağaç kovuğunun içine iki serçe yuva yapmaya çalışmaktalar. Ölüm ile hayat o kadar ince bir çizgi ki onu tekrar hissedip ürperiyorum.

-İbrahim Temo

Check Also

KÖSEDERE ve 5. Üzüm Şenlikleri…(3)

Bir kaç haftadır yansıtmaya çalıştığım, İzmir’deki Karaburun ilçesinin Köse-dere köyüne ilişkin izlenimlerimi aktarmaya, bu hafta da …