Sunday, May 27th

Güncelleme:10:31:45 PM GMT

KONUM:  SEKTÖR TURİZM Venedik benim karanlığım…

Venedik benim karanlığım…

e-Posta Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Benim Venedi?imi Vivaldinin 4 mevsimiyle gezmek daha keyi?i olacak. Marco Polo havaalan?na indi?imizde, ak?am karanl??? çoktan geceye dönü?mü?tü. Ne de olsa bir k?? gününüydü. Ortal?k kapkara ve biz “water bus” dedikleri tekneyi beklemek zorundayd?k. Etrafta bizden ba?ka kimseler kalmam??t?. Bir k?z, bir çift ve biz. Hareket ettik. Bilinmez bir yola ç?kt?k. Gittikkk... gittik. Sanki meçhule do?ru idik.

Oldukça karanlık görünen sulara, belli aralıklarla konulmuş ve numaralandırılmış sokaklar arasında ilerliyorduk. Gitmek ve bilememek.

Tek başına olan kız: karanlık geceyi hafifçe aydınlatan bir iskele lambasının altında “Lido’da” indi. İnsansız sokaklara daldı ve gitti. Ancak bir saat sonra gelebilmiştik. Otelimizi arayacağımız yere. Biz indik. O çift, tek kalan çift olarak yoluna devam etti. "Selam sana Venedik" dedik. “Buon giorno”

Bu karşılama harikuladeydi. Karanlıklar. Fareler-Veba salgınları. Vivaldi. Kazanova. Ortaçağ.......ve, ve, ve.

İliklerimize işleyen bir ayaz.. Kısılmı ş sokak lambalarının aydınlattığı koca bir alan. Adı “San Marco.” Sadece, bir sokak ressamı kalmıştı meydanın kenar yerinde. Tablolarını ve tualini sarmalıyordu. Üşüyordu. Ağzından buharlar çıkıyordu, bizim gibi. Ona sorduk! Başka kimse yoktuki! “Hotel Best Western Monte Carlo”??? İçtenlikle tarif etti. Hemen oracıkta, yakınımızdaymış....

Ben seçmiştim bu oteli.... Dekorundaki altın varaklara. Bordo kadifenin ağırlığına. Işığı süzerek aktaran Murano avizelerine ihtişamına kapılarak! ben seçmiştim.

Yanılmadığımı gördüm. Sanırım daha ucuz olsun diye uzakta bir otel tercih etseydik, bize daha pahalı ya patlayabilirdi. Venedikte hem gezmek, hem de tozmak ve az zamanda çok iş başarmaksa niyetler!!! Kesinlikle San Marco. Burada her yere yakın ve her olayın içindesiniz. Venediğin en yaşayan bölgesidir San Marco. Meydandaki güvercinlerle uçar..Üşüyünce daracık sokaklara kaçar..

Daha sonra bunu fırsat bilerek..o daracık gizemli sokaklardaki, herhangi bir “bar”a girerek, sevgilinizle sarmaş-dolaş bakışarak Venediğin o meşhur şeftali ve beyaz şarap karışımlı “Bellinilerinden” yudumlarsınız.

Vivaldinin, dört mevsimlerinden kış olanını yaşarsınız belki benim yaptığım gibi ve siz de; Vivaldinin, kızıl saçlı bir rahip olarak kanallardan geçerken, dört mevsimi bestelediğ ini düşleyebilirsiniz birçok hayranı gibi. Siz, siz olun ve korkmayın, Venedik gecelerinden.Tek başınıza sokakları arşınlasanız bile. "Sadece çapkın bakışlı İtalyan Kazanovalarından korkun!." Kalbinizi çalmasınlar diye.

Her zaman yaptığım gibi, “koşarak keşfetmek” burada da devreye girdi. Bizlere..”turistlere” hizmet edenlerin mahallelerindeki yalın ve samimi halleri.. Evlerin camlarından sarkan temiz çamaşırlar. Sokaklarda oynayan İtalyan veletleri, annelerinin sohbetleri..Bakkallar, manavlar.. basit, süssüz ve doğaçlama insanlar. Kesinlikle tavsiye ederim. Bir şekilde, o arka sokaklara gidin ve sahnenin arka planındaki kulis kısmını bir görün. Arka sokaklarda üzerlerinde "mink" lerle gezen güya elegan İtalyan hanımlar yok. Bunları görebileceğiniz alanlar sadece sahnenin ön kısımlardır.

Dolaştığım yerlerin insanlarıyla tanışmak hoşuma gittiğinden sabah kahvaltılarını fırsata çeviririm. Bu şöleni; pek kaçırmak istemem. Çünki; otel personeliyle ve diğer müşterilerle bir iki kelime etmek için ideal ortamlardır. Bir de kültürlerin, damak tadına ortak olmak en önemli şeydir benim için. Dil olarak bir Venedikli ile bir Milano’lunun arasındaki farkı sezmemek imkansız. Değişik konuşurlar. Olsun ben “due per cafelade” diyerek kahvemi istiyor ve bu mikroskobik İtalyancamla eğleniyorum. Santa Maria Basilikasında “Madonna and child” tablosundaki İsa'nın, siyah tenli silüetine bakarken uzaklaşıyorum...

Vivaldi’nin kilisesi La Pieta’ye gittiğimizde oldukça sessizdi. Daha sonra Murano adasına indiğimizde, Signoretti Venetian glass’da cam işçiliğinin doruklarını izledik. Muhteşemdi ve zordu..(1300 lü yıllardan beri yapılıyordu sanatın bu dalı.) Kırmızı-mavi camdan avizeler beni kendilerine bağladı. Dayanamadım. Kulaklarıma küpe olsun diye, Murano küpe aldım. Ve sağlı-sollu, renkli Rönesans evlerini azıcık seyre daldım.

“Bir kutu içine, müşteriler cüzdanları ndan kopan parayı atıyorlar. Mekan sahibi de fakir müşteriden para almıyor.” Yani, sizin cömertliğ inize bağlı. O fakirin, o gece kafayı bulması. San Marco meydanındaki, Palazzo delle Prigioni’de, Concerto dinlemek olağanüstü, harikulade. Hala kulaklarımda.

Share/Save/Bookmark
BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS