Ciudad Bolivar’day?z. Kald???m?z Posada Don Carlos’tan büyük maceram? z Orinoco Deltas?’ n? görmek için sabah saat 6’da ayr?ld?k. 3 günlük turumuzu organize eden Adrenaline Tour’dan Luis bizi almaya geldi.
Tucupita, Orinoco nehrinin yaklaşı k 200 kola ayrılıp delta yapmadan önceki son kent. 50 bin kadar nüfusu var ve artık alıştığımız ilginç olmayan, Venezuela taşrası görüntüsünde bir yer.
Orinoco nehri 20 ana kol, yüzlerce de küçük kola ayrılarak Atlas Okyanusuna dökülüyor. Bu deltada öteden beri yerleşmiş yerli halk kendine Warao diyor, yani delta insanları. Su kıyısında ahşap direkler üzerinde kurulu “ev”lerde yaşıyorlar. Bu “ev”ler dört tarafı açık, yüksek bambu çatılı geniş sundurmalar. Geceleri burada hamaklarını ya da yer yataklarını kuruyorlar, gündüzleri de burada yaşıyorlar. Hemen suyun üzerinde kurulu oldukları için sıcak hava ve ormanın neminden etkilenmeyen pratik yapılar.
Bu insanların geleneksel besinleri, ormandaki değişik bitki ve ağaç kökleri ile balıklar. Ama “uygarlığın” buraya kadar ulaşması ile bildiğ imiz tür yiyecekler de artık sofraları nı süslüyor. Elektrik günde birkaç saat jeneratörlerle sağlanıyor. Her evin motorlu bir teknesi var.
Ertesi gün hedefimiz kano ile ormanı n içlerine gitmekti. Lastik çizmeler de bunun için bize verilmişti. Kanomuz hazırlandığında biraz çekinerek yanına yaklaştık.. Ağaçtan oyulmuş bu eski kanoya dört kişi ve indigena rehberimiz ile binecektik.
Şimdi ilk kez bir yağmur ormanının içinin nasıl olduğunu anlamaya başlıyorduk. Sessizlik, ağaçlardan damlayan sular, yerdeki örümcek ve diğer canlılar, ara sıra önümüzden uçan çok renkli kelebekler ile hayran olunmayacak gibi değildi. Kullandığımız sinek kovarlara rağmen bazı haşarata yem olmaktan da kurtulamadık. Ormanın gerçeği böyle, ne yapalım?
İnsanların basit, sade hayatları şehir yaşantısının ne kadar da anlamsız olduğunu gösteriyordu. Elektrik yok, eşya yok. Yiyecekleri genelde tuttukları balık üzerine. Hava kararınca yatıyor, güneşle birlikte uyanıyorlar. Kadınlar makinelerle pek tanışık değiller. Her şey kendi el emekleriyle oluyor. Ne bulaşık makinesi, ne çamaşır makinesi biliyorlar. Zaten çok fazla olmayan eşyaları için bu makinelere ihtiyaçları da yok.
Çocuklar çıplak. Belli ki buranın doğasında çıplaklık var ama yetişkinlerin giyinik dolaşması yakın tarihlere kadar o da olağan değildi sanırım.
Üçüncü gün kayıktan teknemiz ile dönüşümüz bu kez yağmursuz açık havada olduğu için daha kısa sürede Tucupita’ya vardık. Buradan taksi dolmuş ile 3 saat süren önce Maturin şehrine, sonra da eski 1972 model amerikan model yine taksi dolmuşa binip Venezuela’nın Karayip sahili CARUPANO şehrine geldik.
Aslında planlarımızda dünyanın en yüksekten (960metreden) akan şelalesi Salto Angel’i görmek vardı. Ama biriken yağmur sularıyla akış sağlayan bu şelaleyi, bu kuru mevsimde görmek bizi hayal kırıklığı na uğratacaktı. Zorlu ulaşımı olan bu yere, önce uçak sonra 5 saat süren nehir yolculuğu yaparak, sadece “gittim” demiş olmak da bizim için fanteziydi. Ayrıca düşük su seviyesi yüzünden bu nehir yolculuğ unun mümkün olup olmayacağı da şüpheliydi. Bu nedenle “Angel Falls” başka bir zamana kaldı.
- 07/05/2010 13:18 - Turizm sezonu öncesi bir olumsuz haber daha
- 30/04/2010 09:52 - Nevşehir
- 23/04/2010 00:00 - Kumsallarını çıplaklara açan ilk Avrupa ülkesi; Hırvatistan
- 16/04/2010 00:00 - Karanlıkta bir çığlık
- 09/04/2010 21:39 - Köşe - Bucak, Kap - Kacak, Balta - Nacak Suriye
- 19/03/2010 08:06 - Venedik benim karanlığım…
- 15/03/2010 13:45 - Yeşilin her tonunu yakalayacağınız yer Karadeniz
- 05/03/2010 06:44 - Soylu Monako ile kumarbaz zengin Montecarlo
- 27/11/2009 00:00 - KTHY'deki kangreni çözelim
- 20/11/2009 00:00 - THY'nin yeni hattı kutlandı








In Turkish
In English