Sunday, May 27th

Güncelleme:10:31:45 PM GMT

KONUM:  SEKTÖR TURİZM Köşe - Bucak, Kap - Kacak, Balta - Nacak Suriye

Köşe - Bucak, Kap - Kacak, Balta - Nacak Suriye

e-Posta Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Hatay yolunday?z. Suriye’ye girmeden farkl? bir iklimdeyiz ?imdiden. Otobüste Arapça konu?amayan tek ki?i benim gibi. Ayn? durum Hatay otogarda daha bariz ortada. Kim Türkiye, kim Suriye vatanda?? belli de?il. ?nsanlar, hal, hareket, tav?r çok benzer.

6-7 saat sürecek Şam yolculuğu 15 tl. Sudan değil ama tr deki benzinden ucuz..

Suriye den ilk izlenimler; bol taşlı çorak arazi. Arada fıstık zeytin ağaçları. Terk edilmiş gibi duran benzin istasyonları, oto tamircileri, atölyeler.

Yollar Türkiye’dekilere benzer. Çift gidiş, çift geliş ama ortadaki kısımlar mezbelelik gibi. Yol ortasındaki çöplerden plastiklerden Hatay dan Şam’a yol olur herhalde.

Kendince düzeni olan düzensiz bir trafik çok çok eski araçların yanında arada lüx araçlar. Zaman tünelinde gibiyiz.

Şam harasta garaj dayız. Hedef al Rabia hotel. Otobüste Suriye de okuyan Hüseyin isimli arkadaştan “iftah addeti” taksimetreyi aç demeyi öğrenmişiz. taksiciler bana, ben taksicilere çöküyorum.

SSBB nin ruhu içime girmiş gibi.

200 suri diyen taksiciye 100 suri teklif edince bagaj kapağını söylenerek sert bir şekilde kapatıyor. 150 suri’ye (Suriye poundu) diğeri ile anlaşıyoruz.

Oteli bilmediği için 2 taksi şöförüne soruyor, kitaptaki haritadan yerini gösteriyorum ok diyor. Yolda el eden bir genci daha alıyor, az ilerleyince teli çalıyor, bizimki sağa çekiyor bir bayanla uzun süre yüksek tondan konuşuyor. Yoldan aldığımız genç hadi gidelim falan deyince tekrar yoldayız.

Genişce bir caddenin kenarında aracın girmediği bir sokak başında durup geldiğimizi söylüyor. Benim rahatım yerinde inmem burada deyince orada dikilen birine sesleniyor. Doğrulatıyoruz otel bu sokakta, ücreti ödeyip iniyorum. Al Rabia dolu. 10 metre aşağısındaki al haramein dolu. El gazal dolu çatıda yer var.

Al Rabia daki hossam’ın yönlendirmesi sonucu gittiğim al selam ver selam gibi bir ismi olan otel 1200 suri.

Neticede ilk göz ağrımız al rabiaya dönüyorum. Hossam canım ciğerim bak sağa sola, vardır kenarda köşede bir yer babında bir şeyler söylüyorum. Arapça mı İngilizce mi Türkçe mi sormayın. Defteri eviriyor çeviriyor ok diyor çatı katındaki yatak +kahvaltıya $8 anlaşı yoruz.

Çantaları soruyorum rahat ol güvende problem olmaz diyor. Odama çıkıp, pardon çatıya çıkıp yaklaşı k 20 yataklık yatakhanedeki yatağımın altına çantaları bırakıp yanıma kitap harita almadan kendimi dışarı atıyorum istikamet emevi camii.

Yaşlıca bir amcaya soruyorum. Tarifine göre veya benim anladığıma en doğrusu kafama kalbime göre karanlık, ıssız dar sokaklarda emevi camiini arıyorum... Derken emevi camiinin bir minaresi gözüküyor.

Cami dış duvarını takip edip kapıyı buluyorum. Ben içeri girmeye çalışırken görevli içerdekileri dışarı çıkarmaya çalışıyor, haliyle içeri giremiyoruz, insan kalabalığına kendimi bırakıyorum.

Arada yine ıssız sokak denemeleri, yan yana 2 dükkanın birinden taze karışık meyva suyu diğerinden katmer poğoçaya benzer içinde talı bir malzeme olan hamur işini götürüyorum.

Al nafara ya doğru gidiyorum, dışarısı full, içeri giriyorum. Masalcı Ebu fiadi yok ama koltuk ve kılıcı yerinde. 1 tane hafif çay istiyorum ama o bile bünyeye ağır geliyor, ortamı havayı koklayıp çıkıyorum. Yine sokaklardayım. insanları, ışıkları, sesleri takip ederek amaçsız dolaşıyorum. Uzaktan enstrumantal müzik sesi geliyor. Sesi takip ediyorum.

Önce sesler sonra renk ahenk ışıklar belirginleşiyor. Sokağın ilersinde bir paravan ve önünde bembeyaz kıyafetleri ile 10 kadar aşçı duruyor. Düğün olduğunu tahmin ediyorum girip girmemekte kararsızım derken aşçıların şaşkın bakı şları arasında paravana doğru ilerliyorum.

Ben sokaktan çıkarken motorize bir polis sokağa girince bu akşamlı k bu kadar macera yeter deyip otel yoluna koyuluyorum. Yol üstü dondurmacı bektaş çıkıyor karşı ma. 50 suri’ye büyük bir külah dondurmayı götürüyorum, bence dondurmada bir numara yok, neden meşhur olmuşsa.

Hamidiye çarşısından çıkıp merce meydanında turladıktan sonra otelin o çok güzel avlusunda sırt çantalı gezginler arap ev sahipleri arasında bu satırları karalıyorum. Arada İsveçli gençle laşıyoruz. Ürdünden gelmiş sonra belki Türkiye diyor, güzel plan diyorum gülüyor. İlk gece fiamdan anladığımız fiam uyumuyor uyutmuyor.

Uyumuyor vatandaş geç saatlere kadar sokakta yiyor, geziyor, gençler kendince piyasa yapıyor. Uyutmuyor kısmı yatakhanede konuştuğumuz Amerikalıdan.

Malum çatıdayız sağımız solumuz açık. Yakındada bir cami var, sabah ezanı uyutmuyormuş.

Kendince haklı tabi. Kız arkadaşı uyarıyor aşkım börtü böceğim o türk Müslüman deyince bizimkinin jeton düşüyor.

Onur isimli bir türkle tanışıyorum... 2:00’a kadar laşadık. Gezi planları nereye gittik ne gördük ne yaşadık. 2 gündür yollarda olup yorgun olmama rağmen uyku rehaveti çökmedi konuştukça kunuştuk laf lafı açtı.

Çinli arkadaşıyla beraber geziyorlar. Çinlinin adını unuttum demeyeceğ im zaten hiç anlamadım. Çinli İran Lübnanı tek başına gezmiş. Suriyede onur ile buluşmuşlar. Ankaradan diyarbakıra giderken geçen yaklaşık 2 gününü ömrümün en güzel günleri diye tanı mlıyor. Bizimkiler elleriyle beslemişler yol boyu.

İlgi alaka, had safhadaymış. Bir de Beyrut kızlarını unutamıyor, onlardan bahsederken kanı damarları nda daha hızlı dolaşıyor.

Gece 1-2 defa uyanarak butik otelimizin sabun kokulu odasında uyanıyorum veya öyle düşlüyorum.

Aslında gerçek düşten daha güzel. Sağda solda sırt çantaları. Musait yerlerde havlular, yerde terlik ayakkabı, çorap, elbise.

Share/Save/Bookmark
BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS