Sunday, May 27th

Güncelleme:10:31:45 PM GMT

KONUM:  SEKTÖR TURİZM Moğalistan; ‘Gobi’...

Moğalistan; ‘Gobi’...

e-Posta Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Mo?alistan gezimize ba?layaca??m?z ilk ?ehir, Gobi. Heycanla Gobi turumuza ba?l?yoruz. Gobi’nin tam güneyine çöl tepelerinin etegine gidiyoruz.


Öğlen sıraları taşlı kurak bozkırları geride bıraktığımız bir an karşımıza gözümüzün alabildiğine uzanan kum tepelerine geldik. Eteğinde donmuş deresi düzlüğünde esen rüzgarlarında birbirinden uzak, bacası tüten üç ger çadırı var. En büyük kum tepesi Khongoryn Els’in tam karşısında iki gerli bir ailenin yanına geldik, yanıbaşında kocaman bir ağılı vardı. Belliki sürüleri büyük. Yine önce gere girip çay ikramından sonra yanıbaşındaki gerimize girip dokunduk, hava pırıl pırıl. İki gün burada kalacağız, yol almadan rahat rahat bozkırlarda hareketsiz kalan ayaklarımızı açacağız. O öğlen sonrasını ağılın yanında geçirdim desem yalan olmaz, ağıldan gelen sese kulak verip yeni doğmuş bir günlük minik kuzucukla tanıştıktan sonra vaktımı onu sevmekle fotoğraflar çekmekle geçirdim denebilir.

Akşam üstü getirilen sürü keçi koyun karışımıydı ve gerçekten çoklardı. Ben 200 diyeyim siz 300 deyin…. Ağılda bekleyen acıkmış üç yavru gelen sürüde tek tek koyunları keçileri koklayarak özledikleri annelerini arıyorlardı. Hatta bir ara köpeğin yanına gidip onuda kokladı. O akşam ailemizin yanında otururken ev sahibi bey tarafından votka ikramını geri çevirmedik. Bir yudumda olsa ikrami çevirmek olmazmis.

Çok neşeli bey ayağında yörük çarıklarıyla oturmuş tütün sarıp votkasını yudumlarken hep gülüyordu. Sabah kahvaltıdan sonra bir süre bozkırlara çıkmadan önce sulanması gereken sürüyü izledim. Aile ağıldan grup grup salıverdiği hayvanları 150 m ilerde evin hanımının çektiği kuyu suyusuna doğru koşuyorlardı. Kum tepelerinin eteğinde dere kenarında bizi bekleyen develere gitmek icin 15 dk lık taşıt yolundaydık. Donmuş dere kenarında bizi bekleyen iki hörcüklü develerimize binmeden önce del mantolarımızı giydik, rahatça kurulduk bu hörcüklerin arasına tıkır tıkır çöl tepelerinin eteğinde kah rüzgarda uçuşan temiz sarı çarşaf görüntüsündeki kum tepelerini seyrediyoruz, kah arada otlayan develeri selamlıyoruz.

Önümüzde giden yörüğün omzunda bir tüfek asılı. Önce pek anlam verememiştim, neden tüfek taşıyor diye. Birden bu kişi yavaşlamamızı söyler gibi hareketlerde bulundu. Develerde sanki onu anlar gibi durdu. Bu bey tufeğini kuru otların, çalıların arasına nişan almaya baslayınca anladım. Bende boynumdaki makinemi o yöne doğrultup pek de net göremediğim ne olduğunu anlayamadığım gölgeye kararınca netleştirip denkloşore tam zamanında bastım.

Pat diye bir sesle o odaklandığımız noktadan iki gazel ok gibi fırlayıp uzaklara koştu. Hem onların oldukça yakından koşup gitmelerini görmeme, hemde kurtulmaları şerefine bir sevinç çığlıgınıda ben patlattım. Tekrar gerimize döndük. Yemek, çay, ısınma faslı derken öğleden sonra ben, Elize ve Marijn karşımızda bizi çağıran göz kırpan kum tepelerine çıkmak için yine giyindik kuşandık, yürümeye başladık.

Tepelerin eteğine geldiğimizde güneş tepelerin arkasına geçmişti bile. Bata çıka kaya kalka tırmanmaya başladık. Tepeye vardığımızda diğer taraf daha etkileyiciydi. Güneş bu tarafa sımsıcak vuruyordu, ayrıca kum tepelerinin arkasında uzanan yüksek sıradağlarda görkemliydi. 180 km uzanan bu kum tepeleri çok geniş değil, ince bir şerit gibi güney gobiye uzanmış, yürüyüş arkadaşlarımı karelerimde model olarak kullandığım bu tepeler inanın çok ama çok güzeldi.

Bıraktığımız ayak izlerimiz bu temiz sarı çarsafı lekeliyordu. Bu bakirliği bozuyordu adeta, sanki bunu sezen rüzgar daha hızlı eserek sürüklediği kumlarla bu ayak izlerimizi hemen kapatıvermişti…

Share/Save/Bookmark
BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS