Home / Kültür ve Sanat / Turizm / Roma; Rüya şehir…

Roma; Rüya şehir…

İtalya- Roma, bir rüyanın gerçekleşmesinden başka bir tanım bulamadım. İtalya “hayatı daha neşeli ve yaşanır kılmak için naif dokunuşların ülkesi”. Sıcacık bir şehir Roma. Büyüsüne kapılmamak mümkün değil. Havaalanından otelimize gidene kadar başlangıç seviyesindeki İtalyanca’mı sonuna kadar zorluyorum. Şoförle, sığ bir sohbete dalıyoruz.

Otelimiz The Inn at the Spanish Steps via dei Condotti’de. Via dei Condotti alışveriş tutkunlarının hacı olmak için geldikleri cadde. Otelimizin tarifi de bu nedenle çok basit Gucci’ye sırtını ver, Prada’nın yanındaki kapıdan gir. Benim önerim mağazalarda vakit kaybetmek yerine şehre karışmak.

İlk gün için rotamız Spanish Steps Piazza del Popolo – Piazza Navona – Fontana di Trevi. Güzergahımız üzerindeki her sokağa girip çıkıyoruz. Her sanat galerisinden içeri giriyoruz ve gözümüze takılan her kafede “il cafe Italiano forte” için mola veriyoruz. Korkmayın çarpıntı yapmıyor! Kafelerle ilgili ipucu, masaya oturursanız kahve 2 Euro iken barda ayakta içerseniz 50c.

Akşam yemeklerimiz için tercihlerimiz sırasıyla Le Sorelle, Porto di Ripetta ve Clemente. 3 gece 3 res-taurant. Le Sorelle iki kız kardeşin işlettiği porcini mantarıyla mucizeler yaratan bir mekan. Bir yandan önümüze konanları istahla yiyip bir yandan “Buono, buono!” diye coşuyoruz. Biz yemeklerden ve servisten, kız kardeşler yemeklerinin beğenilmesinden gülümseyerek ayrılıyoruz.

Ertesi akşam durağımız Porto di Ripetta. Yemekler? Ahçının boynuna sarılmak üzereyim. Deniz mahsüllü pasta. Aklıma mukayet ol Tanrım! Son akşam yemeği Cle-mente’de, konum olarak gittiğimiz restaurantlar içinde en güzeli. Keyifli bir Roma meydanına konuşlanmış. İki gün boyunca yediğimiz muhteşem yemeklerden şımardığımızdan olsa gerek, Clemente sınıfı geçemedi.

Öğle yemeklerinde ise Lonely Planet’in önerilerine kulak astık. Salaş minik dükkanlarda ayak üstü pizza yedik. Ayak üstü dediğime bakmayın özellikle Da Michele’de 40’a yakın pizza arasından seçim yapıyorsunuz. Seçtiğiniz dilimler tartılıyor ve iki kişi gözünüzü doyuracak kadar pizzaya 10 Euro’dan az ödüyorsunuz. Ve emin olun hayatınızın pizzasını yemenizin bedeli yok.

Hergün mutlaka uğradığımız ve eğer yolunuz Roma’ya düşerse ki, düşmesi için elinizden geleni yapmanızı öneririm, Giolitti’de dondurma yerken kendinizi kaybedebilirsiniz. İçinde berry geçen tüm çeşitleri tatmanızı öneririm. 1900’lü yıllardan beri dondurma yapan Giolitti’de 3.kuşak işin başında ve onlar da franchise rüzgarına kapılıp globalleşmişler. Kopenhag, New York ve Seoul’de de Gio-litti varmış. Roma’da via degli Uf-fici del Vicario’daki Giolitti’de Audrey Hepburn ve Gregory Pack’in Roma Tatilleri sırasında oturdukları sandalyede oturup dondurmanızın keyfini çıkarmak varken kim ne yapsın dünyanın diğer ucundaki Giolitti’leri!

Şehrin tam da göbeğindeki bir dolu tarihi binanın etrafının dolmasına izin vermeyip nasıl cazibe merkezi haline getirdiklerini görünce insanın içi burkuluyor doğrusu. Tarihi doku ve mutlaka görülmesi gerekenler listesinde yer alan mekanlarla ilgili birşeyler okumayı bekliyorsanız ne yazık ki yok. Fon-tana di Trevi’yi sadece 10 saniye gördük. Neden mi? Elinde bayrak tutan tur rehberleri arkasında bir sürü insan, oldum olası turlara ısı-namadığımız için bu kalabalığı gördüğümüz yerlerden uzak duruyoruz. Daha çok şehre karışıp, şehrin sakinlerinin yaşadığı hayatı tadabilmek gayemiz. Açık mavi keten gömlek, mor keten pantalon ve kahverengi Tod’s alın size Roma yaz kreasyonu.

Roma’ya dair söylenecek, yazılacak o kadar çok şey var ki. Evlerin dokusu, sıcacık gülümseyen insanlar, yemekler, tatlılar, sanat, giyim, kuşam. Ağızda tad bırakacak ne varsa Roma’da bolca var.

Check Also

Afrika’nın incisi Namibya…

Saatler süren uzun bir yolculuktan sonra, istediğ imiz yerdeyiz; Namibya… Sabah bizi karşı- layan kuşların …